• BIST 101.988
  • Altın 275,393
  • Dolar 5,7174
  • Euro 6,2990
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 18 °C

Hep Kazanan Adam: Yaşar Çelik

Hep Kazanan Adam: Yaşar Çelik
‘Her zaman kazanan adam ya da kaybetse bile daha fazlasını kazanan adam da denilebilir Yaşar Çelik için.

30 milyon Avro dolayında para aldığı U.N RO-RO satışı için ‘gemilerden üç-beş kuruş para aldım’ dediği için değil, ‘Gentaş’ın yarısına 70 milyon nakit veririm’ dediği için de değil. ‘Kazanan adam’; uzun bir çalışma yaşamına dağılmış pek çok başarılı işin bir özeti. İçinde; ‘beş kuruş almadım’ dediği dev ortaklıklar, kendisiyle özdeşleşmiş olan Çelikay Nakliyat’ı bir kalemde Adnan Çağlayan’a satıp kendi deyimiyle ‘ceketini alıp’ terk etmesi de var.

Yıllardır içtiği sigarayı bırakalı iki ay olmamış. Belki bundan dolayı aldığı birkaç kilo için de bir haftadır perhize başlamış. Namaz ve sporu bırakmıyor. 63 yıla dayanan iş hayatının sonunda, ‘Sağlık sorunum hiç yok. Aspirinden başka ilaç kullanmadım’ dese de işlerini sürdürebilmek için üç ayda bir ‘heyet raporu’ alıyor. Yaşar Çelik seyahate de meraklı. Dünyanın pek çok yerine seyahat etmiş biri. 

Evet, 86 yıllık yaşamında birçok iş yapmış ama işlerinin ucu dönüp dolaşıp nakliyeye daha doğrusu arabaya çıkıyor. Sanki yaptığı ayıplanacak bir şeymiş gibi hafif öne eğilip sesini de kısarak; ‘bir milyon tane araba sattım’ diyor. Böylece, aslında başarılarının altında yatan temel sırrı da veriyor. Gerçi iş adamına ‘başarının sırrı nedir’ diye sorulurken aslında para kazanmanın yolu sorulur. Yaşar Çelik de bu soruyu –muhtemelen aynı kaygılarla- Vehbi Koç’a sormuş. Ondan aldığı yanıtın aynısını aktarıyor; ‘çok çalışmak ve dürüst olmak’… Ama söyleşinin ilerleyen aşamalarında bu klişenin üzerine ‘bildiğin işi yapmak’ cümlesini de ekliyor...

İlk sorumu ‘daha ne kadar çalışacaksınız’ diye soruyorum. O da özgün şivesiyle başlıyor anlatmaya:

Hastaneden rapor alıyorum

Ben halen eskisi gibi devam ediyorum. 24 saatin yaklaşık 16 saatinde çalışıyorum. Haftada bir kere Yeniçağa’ya gidiyorum, Bolu’daki fabrikaya (Gentaş) gidiyorum. Bu arada her üç ayda bir hastaneden heyet raporu alıyorum. Hem vakfın (Yeniçağa Yaşar Çelik Vakfı-YAÇEV) dosyasına koyuyorum hem kendi işlerimde imza yetkisi için lazım oluyor. İstanbul’daki işleri ufak tefek organize ediyorum. Halen Avrupa’ya çalışıyorum ama nakliye para kazanmıyor. Nakliye işini çok büyütmeyi düşünmüyoruz. 30 tane yeni Volvo var. Pek öyle her yere her işe de gitmiyorum. İyi işlere gidiyorum. Yazıhanede 10-12 kişi var. 5-6 tane de garajda var. Çocukların hepsinin durumu iyi. Başları sıkıştığı anda geliyorlar. Zaten her şey onların. Şimdiye kadar ben hepsini verir giderdim de bu yaştan sonra huy değişmez.

Oğlumun (Ayhan Çelik) 50-60 kadar arabası var. Kendi işini takip ediyor. Torunlar var; Mehmet Kızıltan, Sedat Yeşilyaprak, onlar da ayrı çalışıyorlar. Büyük bir depo aldık Çayırova’da. 25 dönüm arazi, 15 bin metrekare kapalı alanı var. Şu anda Devlet Malzeme Ofisi’ne verdik, 100 bin lira kira alıyoruz. Kendimiz pek uğraşmıyoruz.  

İşlerim de Allah’a çok şükür çok iyi ama yine de buraya herkesten evvel geliyorum, bütün işlere bakıyorum, alıyorum, veriyorum organize ediyorum. Ondan sonra kalkıyorum garaja gidiyorum. Sonra senin gibi bir dost buluyorum. Kurtköy’de, şurada-burada arsalar var, onlara bakıyorum, araba bakıyoruz, araba alıp-satıyoruz.  

Bir milyondan fazla araba sattım

Eş dostla her zaman diyaloğumuz çok iyi. Boyuna filo alıyoruz, satıyoruz. O iş fena değil, üç-beş kuruş kazanıyoruz. Ben çok araba sattım. Yine dün 4 araba aldık. 3 gün evvel 3 tane satmıştık 4 tane birden aldık. Yeni alıyorum, eskileri satıyorum. İkinci elden alıyorum, filo olursa ondan da alıyorum.

Geçmişte 15-16 sene Tofaş bayiliği yaptık. Ayda 50 tane araba satıyorduk. Fiat bayiliğimiz vardı, 295 adet FIAT 697 sattık. 125 tane FIAT 130 sattım. Opar vardı, Arçelik vardı, DYO bayiliği vardı. Karadeniz Ereğli’de işimizi çok güzel tutturmuştuk. Orada durabilseydik dörtte birini satın alacaktık.

Benim her tarafım Volvo. Sayı 335 idi 5 tane de bu sefer aldım; etti 340… 81’den bu güne kadar almışım. Şoför olarak çalışırken Yeniçağa’ya fıçılı mazot çekiyorduk, günlük sefer yapıyordum. Sabah ezanı okunurken ellerimi açıp ‘ey kudretli Allah’ım bir tane de kendime verir misin’ diye dua ediyordum. En azından bir milyondan fazla araba sattım. Vallahi billahi, bir milyondan fazla... Bu Cenabı Allah’a ben nasıl cami yapmam?

Koç’tan, 450 tane Fiat sattım. Onu da geçmiştir. Orhan Serter’den 50 tane, Transfrigo’dan 60 tane birden aldım. Aldım, sattım, kimsede de 5 kuruş param batmadı.

Bu arada kendi şirketinizi (Çelikay Nakliyat) de sattınız. Çelikay’ın satışı nasıl oldu?

Şişecam’ın taşımalarında 5-10 sene çalıştım. Şişecam’ın genel müdürü vardı, Adnan Çağlayan. Onun oğlu okulu bitirdikten sonra ‘ben memurluk yapmayacağım’ demiş, yanıma gönderdiler. Biraz çalıştı. Dediler ki, ‘bunu ortak et’. ‘Bu daha çocuk, ortak edemeyiz’ dedim. ‘Şirketi sat bize.Git hesabını yap gel’ dedi. Gittik hesapları yaptık, geldik. 65 araba vardı o zaman. 45-50’siyle Kadıköy’deki yazıhane dahil, ceketi alıp çıkmak şartıyla sattım. Maliyeye, sigortaya bir toplu iğnesi tutarında borç çıkmadı.

Halen de öyle. Bak geçen sene, evvelki sene 8,5 milyon lira vergi verdik. Ulaştırmada 3 bin 982 nakliyeci var. İlk 10’un içindeyiz. Çalıştığımız yerlerde böyle çalışıyoruz. Koç Holding’den 15 tane takdirname var, kasada duruyor hala. Karabük ve Ereğli Demir Çelik’ten 10 sene ihale aldık. Bir ihale aldık, başkaları dediler ki ‘ihale iki senedir, ne diye 10 senedir bu adam taşıyor’? Genel Müdür demiş ki; ‘böyle bir adamı bir daha bırakmam kardeşim’. Ereğli-Karabük, 10 sene ikisinin karşılıklı nakliyesini yaptım. Hepsini biz taşıyorduk.

İlk kömür nakliyesine başladığımda üç tane treyler vardı. O zaman Güney Anadolu Madencilik ile başladık. Aşağı yukarı 300 tondan 1000 tona kadar çıktık. 17 sene hem nakliyesini yaptık hem pazarladık. Bülent Ecevit ocakları alıp TKİ’ye verene kadar çalıştım orada.

RO-RO da dahil çok ortaklı işler yaptınız. Çok ortaklı bu işlerde neler oldu?

Hepsinden de en ufak bir şey edinemedim hatta birisi de tümden gitti. En ufak bir fayda yok şu ana kadar. Asil Çelik’den bile… 75-76 senesinde üst limit olan 250 lira yerine 500 liralık hisseyi alana kadar İnan Kıraç’ın ayağına 10 defa gittik, rica ettik -ki o zaman Koç’un iyi bayisiydik-. İlk kuruluşta 500 bin liralık Asil Çelik hissesi aldık ve zar- zor ödedik. Firma önce bazı bankalara geçti ondan sonra bir yere geçti, sonra başka bir yere geçti, şimdi de özelleşti. 7 bin kişi çalışıyor, hala ortağım ama hiç para yok.  Sermaye boyuna artıyor. Toplantı oluyor, gidiyoruz.

Kuruluşunda ortak olduğunuz başka büyük şirketler var mı?

Altınyunus’a da kuruluşta ortak olduk. O zaman DYO bayisiydik. Altınyunusçular DYO’culardır. Marmaris’te bir otel yaptılar. Bir de Pınar Süt, Pınar Su kurdular. Hepsinde ortağız ama hiçbir şey yok. Samsun Terme’deki Yontaş’ı  (Yonga Levha Fabrikası) 7 kişi kurduk. Herkesin payı eşitti. O zamanın (1975) parasıyla, Şişli İş Bankası’na 75 bin lira yatırdık. Hesabını yapıyor musun şimdi kaç para?

Bolu’daki fabrika 100 milyon lira. Fabrikanın yarısı benim. Kalan kısma 70 milyona müşteriyim, peşin para…

Sizin bir de çift katlı otobüslerle Trieste’ye şoför taşımalarınız vardı…

Celil Cesur’un bir tane, benim de üç tane otobüsüm vardı. 3-4 ay sürdü o iş.

Ulusoy son işlerde önüme gerildi

Bir de U.N RO-RO ortaklığınız vardı. RO-RO’da, UND’de, Roder’de hep ön planda vardınız. O günleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

O zamanlar her şey çok iyiydi. Güzel para kazanıyorduk. Ben Ulusoy’un yanında (Saffet Ulusoy ile birlikte) 15 sene çalıştım. Ulusoy’dan da herkesten de memnundum. Ulusoy, son işlerde birazcık önüme gerildi. Belki iyilik olsun diye, ne olur ne olmaz diye... Bunlar 8 hisse almış, ben de 8 hisse almıştım. Hisse 60 binden; 6 kere 8, 48 - yani 500 bin dolar. Benim bir milyon dolarım vardı bankada. ‘Ne olur ne olmaz, alma’ dedi. Dördünü bıraktırdı bize. Ondan sonra dört tane Numan Esin’den aldık, ikisini aldı elimden. Üç tane daha aldık, ikisini aldı elimden. Altı yedi ana hissem, biraz da ufak hissem vardı. 30 milyon Avro kadar para aldık. Güzel para kazandık.

Siz satışa karşı çıktınız. ‘Şimdi yine satmazdım’ diyor musunuz?

Ben satmamak için neler çektim, nelerle uğraştım. Evde toplandık, 19 kişi imza koyduk, ‘hayır’ diyecekti, buraya geldi ‘evet’ dedi. Sonra 5-10 kişinin yanında dedim ki; ‘kardeşim gemileri ben alacağım’. Dedi ki; ‘sen kafayı mı üşüttün, nasıl alırsın? Bu parayı nerden bulup da vereceksin?’ Dedim ki; ‘parayla imanın kimde olduğu belli olmaz’. Biz 4 kişi vardık. 4 kişi zaten yüzde 20’si ediyor. 12 tane yeni gemi. Hem Almanya’da hem Türkiye’de kredi veriliyordu.

Grimaldi’nin patronuna (Emanuele Grimaldi) ‘siz neden almadınız’ diye sormuştum, ‘Bizim yaptığımız hesaplara göre daha farklı bir rakam çıktı’ dedi. Onun hesapları sizinkinden farklı…

500 milyon da vermezler tabii ama niye biliyor musun? Kabri cennet olsun, Ulusoy’un sayesinde… ‘Siz duvarın önünü görüyorsunuz, arkasını görmüyorsunuz’ dedi. Sonradan bir sürü ortaklık verdi. Bizimkilerin müşterisi de ortaklardı. Bizim gemiler yüzde 80-90 dolulukla kalkıyordu, şimdi yüzde 50-60’la kalkıyor.

Bu kadar kavganın sonunda Ulusoy ile küs mü ayrıldınız?

Biraz atıştık o zaman ama yok öyle bir şey. Olur mu hiç… Adam bensiz yemek yemiyordu. O yıkılacağı (2001 UND seçimleri) zaman da ben söyledim ona. Antalya’da sabaha kadar hiç yatmadan anlattım, ‘bizi etrafımız yıkacak’ diye. O grup Amerika’ya gitti, orada karar aldı, yıktı bizi. Buna en yakınları da dahil. Hiç vefa borcu yok bu insanlarda ya. Yiyip içip bıyıkları sıvayıp gidiyorlar.

Cenabı Allah 5 sene daha ömür verseydi, Pegasus’un aldığı uçakları o alıyordu.

Bin Lira ile başladım

İş hayatına nasıl başladınız? Bu kadar işin sonunda ne kadar servet yaptınız?

Bin lira ile başladım. Onun da 300’ünü borç aldım, 700’ünü de köydeki hayvanları, şunları bunları sattım. Etti bin lira. Bir sene zahirecilik yaptım, çuval taşıdım. Buğday aldım, arpa aldım, sattım. O arada yakın bir arkadaşım vardı, bir araba aldık. Şoför değildik ama üç ayda şoförlüğü de öğrendik. Ondan sonra devam… Pirelli bayileri toplantısında Vehbi (Koç) beye dedim ki; ‘ Beyefendi, çok af edersin bir şey sorabilir miyim?’ ‘Tabii’ dedi. ‘Muvaffak olmanın sırları nedir biraz da bize söyler misin?’ dedim, ‘oğlum, muvaffak olmanın tek sırrı; dürüst ve çok çalışmaktır’ dedi. 69 senesindeki bu olayın da tesiri oldu bende. Sonra bendeki yaradılış da uygun… Daha evvel de başka şeyler çıktı benim karşıma. Çimento fabrikalarıyla çalışıyordum, kömür verirken kömür alırken, hiç hesap kitap soran yoktu. Çimento fabrikasından birinin müdürü bir şey teklif etti; ‘bunu ne sen söylemiş ol ne ben duymuş olayım, ben dört teker üzerinde geziyorum kesinlikle böyle bir şey olmaz’ dedim.  Babam da dürüstlüğü katiyen bırakma diye nasihat verirdi bana.

Birçok nakliyeci var. Sizi takip edenler var. ‘Biz de nasıl Yaşar Çelik gibi olabiliriz’ diye merak ediyordur. Bu nakliyecilere ne tavsiye edersiniz? Hepsi işlerinin kötü gittiğinden yakınıyor… Ne yapsınlar da para kazansınlar? Sadece; ‘başarılı olmak için çok çalışın ve dürüst olun’ mu diyeceksiniz?

Öyle; başka bir şey yok… Dört kişi çalışıyordu bende. Bu dördüne dört tane araba aldım, şirkette çalışırlarken hanımlarının üzerine bir limited şirketi kurdum. Borçlar ödenirken, masraflar bizden… O arada Çelikay’ı sattım. Şirket satılınca Evyap dahil müşterinin hepsi bunlara kaldı mı? Şimdi 250 tane araba, 25 tane minibüs var adamlarda. Biri dün garaja geldi de gene iki elimi birden öptü. Birisi de dün akşama kadar gezdirdi beni...

En az 20-30 tane şoföre araba vermişimdir. Kaç tane şoföre ev aldım! Bizi ararlar, takdir ederler ya, ona bak… Herkes veremez bu kadar parayı.

‘Şundan da pişmanım, şunu şöyle yapsaydım’ dediğiniz bir şey var mı?

Hiçbir şey yok. ‘Ben şu işi yapamadım’ diyecek hiçbir şeyim yok. Çok da yaşadım haa… Ankara’da 8 sene durdum. Ankara’ya götürdüklerimin hepsi Yeniçağa’da şirket kurdular.

Fahri (Nalçacı), bir ortaktan 450 milyon dolara alınan hisselerden biri için bana; ‘abi bizim bir hissemiz var, ayrılacağız şunu bana ver’ dedi, veriverdik, 6 ay sonra 4-5 milyon Avro’ya sattı. Yılmaz Türkoğlu 4 sene çalıştı benimle.

Irak’a bir senede Enka için 18 bin ton demir çektik. Bu işi trenle ben yaptım. Bize, ‘çok miktarda gitmesi gerekir, prim vereceğiz’ dediler. ‘Trene müsaade’ dedim, ‘sen gönder de neyle gönderirsen gönder’ dediler, gittim trenle anlaştım. 25 bin liraya aldığım işe 35-40 bin liradan fatura kestim. Günde bin 500, bin 600 ton mal sarıyordum.

Bir tek sıkıntım elemandır. Ondan şansım yok. Şansım yok bu konuda.

AKP bize bozuk attı

Sizin için ‘Yeniçağa’nın ağası’ diyorlar… Torununuzun Yeniçağa’da Saadet Partisi’nden belediye başkanı olması için yardım ettiniz mi? Siyasetle ilgileniyor musunuz?

Ağa-mağa yok. Var belki de benim kadar Yeniçağa’ya önem veren, hizmet veren yok, ondan dolayı diyorlar. Yeniçağa’da öyle paraca olsun, malca olsun beni sollayacak, Yeniçağa’nın esas zenginleri bile hep pıştı, oturdu. Yeniçağa biz geldiğimizde bir köydü. Biz de köylerden gelmemize rağmen Yeniçağa’yı nahiye yaptık, kaza yaptık, adliye getirdik, dört tane banka var, jandarma getirdik, polis getirdik, her şey getirdik. Belediye başkanını değiştirdik. Belediyede encümenlik yaptık senelerce, şimdi hala yapmaktayız. Torun, - Selamet (Saadet) Parti’den belediye başkanı. Partimiz yok bizim, öyle yerlerde insanlar kazanıyor. Ak Parti bozuk attı bize biraz ama bu sene gene aynı şey olacak… Ben siyaset yapmıyorum ama Yeniçağa’yı çok seviyorum. Bence Yeniçağa’da ben kazandım… Hiç haberim yoktu. Torunum (Ahmet Kızıltan) Gentaş’da çalışıyordu. İyi de işi vardı, iyi kazanıyordu. Ekrem (Doğanay) hocanın talebesi, iki üç lisan da biliyor, gelmiş adaylığını koymuş. İki sefer spor salonunda, bir de düğün salonunda toplantı yaptım beş tane parti var, dördü kadar oy aldı. Bir ara ben şimdi aday olacağım dedim, millet hep ayağa kalktı. Ben olsam bağımsız girerim.

Siz görmüş geçirmiş bir adamsınız, yaşınızı başınızı da almışsınız, size kimse kızmaz. Ne oluyor memlekette, doğru mu bu gidişat?

Beyefendi ben siyasetçi değilim, hiçbir partiye de kayıtlı değilim. Evvelki akşam Fethullah Gülen Hoca Amerika’dan konuştu, çok kızmış. ‘Allah bunların hepsini görüp biliyor. Bunda bir haksızlık varsa -ben de içinde olmak şartıyla- Allah hepsini ne yapacağını bilir’ diyor, ‘ama değil de bunlar böyle yapıyorsa’ diyor, ‘onları yerle yeksan eder’ diyor. Yani biz ne söylesek yalan. Bu konuları Allah bilir.

Paraları alınca niye gemicilik düşünmediniz?

RO-RO satıldıktan sonra tam 4 kere RO-RO gemisi için Hamburg’a gittim. Diğerlerinde teşkilatı bilmiyorum. Bir arkadaşımız -senelerdir gemi işleriyle uğraşır- hemen gitti acele-acele sipariş verdi ama iki senede çok zarar etti hala da ediyor. 40 milyona aldığı gemi, 20 milyona düştü. Ben mevzuyu iyi bilmediğim için almadım.

Her şeyi söylediniz bunu sona sakladınız… Demek ki bildiğin işi yapacaksın...

Allaha şükür Aspirin’den başka ilaç içmem

Hayır işlerine çok fazla zaman ve bütçe ayırdığınızı biliyorum. Daha çok okul mu yaptırdınız, cami mi?

Daha çok okul yaptırdım. İlkokul yaptırdım, 24 derslik. Ortaokul yaptırdım, 25 derslik. Lise yaptırdım, 30 derslik. Üniversite yaptırdım, iki senelik İzzet Baysal Yüksekokulu. İki bölümdü şimdi dört bölüme çıktı. Aşçılar okulu Mengen’de vardı, Yeniçağa’ya da yaptırdık ve 300 kişi şu anda çalışıyor. Benim okullarımda şu anda –aşçılar okulunu saymıyorum ona başkalarının da katkısı var- aşağı yukarı 900 çocuk okuyor. Üniversiteyi şimdi 4 senelik yapıyoruz. Üniversiteye yurt arsası aldık, 500 kişilik de yurt yapacağız.

Bir binamızı yurda verdik, içinde yüz kişi var, şimdi daha büyüğünü yapacağız. Yaptıklarımın tamamını da milli eğitime, diyanete bağışlıyorum, içinden beş kuruş aldığım yok. Aşağı yukarı 15-20 bin lira aylık gelir sağlayacak bir vakıf kurduk. 20 tane daire verdik. Sanayide 5-6 tane dükkanımız vardı, onları verdik. Doğduğum köy olan Şair Dertli’de (Şahnalar Köyü) bir yer yaptık 28 dönüm, orayı çay bahçesi haline getirip vakfa verdik. Gelen giden ziyaretçinin, yiyenin içenin masraflarını, elektriğini suyunu her şeyini vakıf karşılıyor. Hayır işlerine de 2-3 senedir aşağı yukarı bir 8-10 milyon TL harcadık. Spor salonuna 1,5 milyon, üniversiteye 3,5 milyon, 2.5 milyon da Şair Dertli’ye harcadık. Devamlı harcıyoruz… Ne olacak, ne yiyeceksin? Eskiden bulup yiyemedik, şimdi de bulduk yiyemiyoruz. Sabahleyin yiyorsun şu kadar peynir, şu kadar zeytin…

Cenabı Allah’a milyar kere şükretsem; -kimseden bir fenik almadan- üç tane dört tane cami yaptım, üç tane daha yapsam ödeyemem. Bir spor salonu yaptım, 400 kişilik, eşi Bolu’da yok… Halen daha okulların tamirlerini yapıyorum. Geçen gün fotokopi makinesi götürdüm okulun bir tanesine. Ben aşağı yukarı 90 yaşıma vardım, aspirinden başka hap kullanmıyorum. Sabah namazımı kıldım, altı buçukta indim aşağıya, yedi buçuğa kadar yürüdüm.

Bağışların vergisini de ödedim

Üniversite hariç yaptığım bağışların hiçbirini vergiden düşmedim. Bir de vergisini ödedim. Hepsini de hibe ettim. Devlet de bana üç tane nişan verdi. Üstün hizmet beratı aldım. Bir tane Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü’nde verdi, bir tane TBMM Başkanı M. Ali Şahin mecliste, Abdullah Gül de Cumhurbaşkanı olarak Bolu’da nişan verdi. Çok şahane şeyler bunlar.

Portre: Yaşar Çelik

1927 yılında Yeniçağa’ya bağlı Şair Dertli’nin köyü Şahnalar’da doğan Yaşar Çelik, okuma yazmayı askerde Ali Mektebi’nde öğrendi. Erken yaşta iş hayatına atılan Çelik, farklı farklı iş kollarında çalıştı, çok sayıda ortaklık yaptı. Halen Türkiye’nin iyi bilinen birçok şirketinde ortaklığı bulunan Yaşar Çelik, kendi iddiasıyla bir hesap uzmanı hatta mali müşavirlerin hesabını düzeltiyor… ‘Hepsi benim evladım, hiçbiri arasında ayrım yapmam’ dediği 3 çocuk ve 9 torun sahibi.

İlgili Haberler
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Kargo Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (+90-212) 217 49 59 (Pbx) Faks : (+90-212) 211 62 77