Yaşadığımız güncel ekonomik ve politik sorunlar, lojistiğin bağlantılı dünyamızdaki merkezi rolünü etkileyici bir şekilde ortaya koydu.
Kuzey ve güney koridorlarında yol güvenliği tartışmalı durumda. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, Kızıldeniz’deki güvenlik riskleri, ABD’nin Hürmüz’e askeri yığınak yapması ve İran’a yönelik saldırı senaryoları, güvenli ve istikrarlı bir güzergâh olarak Orta Koridor’u bir kez daha öne çıkarıyor.
Jeopolitik belirsizlikler, artan gerilim ve savaş tamtamlarına paralel olarak lojistik alanındaki hareketlilik de hız kesmiyor. Ülkelerin tedarik kaynakları küresel ölçekte yer değiştirirken, endüstrilerin peşi sıra giden lojistik yatırımları da aynı şekilde yer değiştiriyor. Adeta modern zamanların “kavimler göçü”ne benzeyen bir endüstriyel göç yaşanıyor.
Lojistik altyapısına büyük yatırımlar yapan Türkiye; başta hava kargo olmak üzere liman özelleştirmeleri, demiryolu yenilemeleri, hızlı tren, depo ve antrepo yatırımlarını Türkiye’yi bir lojistik hub haline getirme vizyonuyla hayata geçiriyor. Bu nedenle Türkiye, dünyanın önde gelen lojistik şirketlerinin radarında bulunuyor. Türkiye’nin lojistik alanındaki gelişimine inanan ve geleceğine güvenen küresel lojistik operatörleri, son yıllarda Türk lojistik şirketlerine yatırım yapıyor.
Doğu–batı arasındaki geleneksel ticaretin yanı sıra e-ticaret trafiğinde tamamlayıcı hizmetler, iklim krizi ve yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve sürdürülebilirliğe ilişkin yerel örnekler de filizlenmeye başladı. AB ile uyumlu mevzuat altyapısı ise Türkiye’nin bir diğer rekabet avantajı.
Son yıllarda iş birlikleri açısından da büyük adımlar atılıyor. Yeni pazarlara açılmak ve daha yüksek katma değerli hizmetler sunmak isteyen Türk ve bölge ülkelerinin lojistikçileri pazarı ilgiyle takip ediyor. Bölge ülkelerinin dış ticaret ve tedarik zinciri yöneticilerinin ihtiyaç duyduğu stratejik iş birlikleri hayata geçiriliyor.
110 ülkeye, 260 milyar doların üzerinde değere sahip bin 700 çeşit mal ihraç eden; 8 bini aşkın Alman şirketinin Türkiye’de üretip AB’ye ihracat yaptığı bir ülke olarak Türkiye, lojistik açısından zaten kendi potansiyeliyle çekici durumda. Bir de limanların demiryolu bağlantılarının geliştirilmesi, depolama alanlarının artırılması ve transit taşımacılığı kolaylaştıracak uygulamaların devreye alınmasıyla Türkiye’nin küresel rolü daha da güçlenecektir.
Ancak Gümrük Birliği konusu Türkiye açısından özel olarak ele alınması ve stratejik düzeyde çalışılması gereken konuların başında geliyor. AB’nin Türk menşeli malları dışlamaya niyetlenen girişimleri ve yeni serbest ticaret anlaşmaları, yeni endüstriyel göç dalgalarına neden olabilir.
Oysa dünya jeopolitiği ve sahadaki gerçekler, bu coğrafyaya tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük bir misyon yüklüyor.
İlker ALTUN
[email protected]
Kargohaber Dergisi (Sayı:325)




























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.