Taşımacılık ve lojistik açısından denizleri ve havayolunu kontrol etmek, görece daha kolay olmaktadır. Ancak krizler silahla çözülmeye başladığında, bu yollar üzerindeki güvensizlik hızla artmaktadır. Türkiye bu anlamda da dünya tedarik zincirleri ve lojistik gereksinimleri açısından güvenli bir limanı olmaya devam ediyor.
Limanlar, havalimanları, karayolu ve demiryolu gibi lojistik tesisler entegre hizmetler sunabiliyor, 1.000-2.000 kilometrelik karayolu ve 3-4 saatlik havayoluyla erişilebilen nüfus ve ticaret potansiyeli sık sık dile getiriliyor. Buna düşük riskli ekonomik ortam, güçlü küresel bağlantılar, hizmette verimlilik ve kalifiye iş gücü de eklendiğinde, ‘Türkiye lojistikte rekabet üstünlüğüne sahip’ demek zor değil. Aslında rakamlar da bunu destekliyor.
HİB verilerine göre son 10 yılda karayolu ile taşınan ihracat yükü yaklaşık yüzde 55 artmış bulunuyor. 2014’te 55,3 milyar dolar olan karayolu taşımacılığı ihracatı, 2024’te 85,8 milyar dolara ulaşmış durumda. Aynı dönemde konteyner taşımacılığı TEU bazında yüzde 62, elleçlenen yük miktarı olarak da ton bazında ise yüzde 38 artmış görünüyor.
Havayolu taşımacılığı, 2013’ten bu yana ihracatta değer olarak yüzde 13, ton bazında yüzde 47’lik bir artış göstermiş. Demiryolu taşımacılığında oldukça gerilerde bulunan Türkiye; Mersin’i Samsun’a bağlayacak bir demiryolu hattı, üçüncü köprüyü kullanarak İstanbul’un kuzeyinden geçecek yeni hat, limanların ve OSB’lerin demiryolu bağlantıları gibi yeni yeni açıklanan altyapı yatırımlarının da gerçekleşmesiyle, Avrupa’dan Orta Asya ve Çin’e uzanan hatlarda önemli bir geçiş ülkesi konumuna gelebilir.
Bunlar elbette işin iyi giden yanları. Bir de bölgemizde yaşanan krizler ve bu krizleri derinleştirme potansiyelini artıran askeri yığınak ve dünya ticareti açısından kritik öneme sahip geçiş noktalarının artan riski, her şeyi bir daha düşünmeyi gerektiriyor. Kuzeyimizde savaş, güneyimizde ise savaş hazırlıkları sürerken deyim yerindeyse orta sahayı güçlü tutmak da bir zorunluluktur.
Hayat devam ediyor ve hayatın devamı için lojistik de devam etmek zorunda. Kuruluş ilkelerinden biri de barışı esas almak olan bir ülke olarak elbette istemeyiz ancak savaşın devamı bile lojistiğe bağlıdır. Türkiye’nin lojistik alanındaki tüm yatırımları, birikimleri ve deneyimleri dünya tarafından da bilinmektedir. Bu da Türkiye’den beklentileri artırıyor. Bölgenin etki alanı en geniş ülkesi olarak tüm gelişmelerden en fazla etkilenecek ülke de yine Türkiye’dir. Barış umudunu kaybetmeden; en az alt yapı ve insan kaynağı kadar dayanıklı, yaşanması muhtemel her türlü olumsuz gelişmelere uyum kapasitesi yüksek bir lojistik stratejisi sürdürmeye devam edelim.
İlker ALTUN
[email protected]
Kargohaber Dergisi (Sayı:326)



























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.